December 2011
66 posts
Bugün...
- Yine bir “Avukat mısınız?” sorusunu “Evet,” diye yanıtladım, yine pişkinliğimden taviz vermedim. (Henüz değilim.)
- Günün üç öğününde de tavuk ürünü yedim. Sabah tavuk salamından yapılmış sandviç, öğle arası tavuk döner, akşam da tavuklu salata.
- Sesim hala düzelmedi, dört gündür kısık diye tavuk döner siparişi verirken beni anlamayan servis elemanının yüzüne kapatıp...
Eski bir araba ve içinde birkaç kişi, arabada müzik çalıyor, hava güneşli, yol kuru, insanlar terli ve neşeli. Mola verdiklerinde (ki mola verene dek de arabada bira içiyorlar zaten) kimi araçtan inip yol kenarına oturuyor, kimi arabanın içinde içmeye devam ediyor. Arabanın içinde kalan iki kişinin bira şişelerini birbirlerine uzatırken elleri değiyor, terli elleri. Aşağıdakilerin yanına bir köpek...
Yaptığım bütün komikliklerin şakaların ardındaki o büyük acının amına koyayım. “:)”
Ahahaha olm istediğim içecekle sarhoş olabiliyorum lan kolayla kafam güzel oldu. Kafamın güzel olası varmış.
1 tag
Melih bize taze taze portakal sıktı, bir bira bardağı dolusu taze portakal suyunu iyileşirim ümidiyle içtikten sonra salona gidip balkon kapısının önünde bir sigara içtim. Şimdi yerime oturduktan sonra ben neden hayatımı bu kadar yanlış yaşıyorum diye kendi kendimi sorguluyorum. Sesim ucuz fahişeler gibi çıkıyor.
“Facebook Ortak Arkadaşlar” denilen bir zımbırtı var ya, kimileri ateşle yakılası, kimileri de alnından öpülesi insanlar onlar. Biri yüzünden geri zekalı birine maruz kalıyorum (HALA), biri sayesinde çok çok çok eski bir sevgilimin çok çok çok çirkin bir kıza yazıyor olduğunu görüp kahkahalar atıyorum (“N’aptın ya?!”) falan. O sağdaki an be an ne yaptığınızı gösteren...
Anonim Avukat: Mesleki komiklikler derken daldan... →
anonimavukat:
Avukat olmak çok da renkli bir seçim değil…
Avukat denince çoğu zaman suratlar asılır, dert, tasa para kaptırma gibi kavramları çağrıştırır avukat kelimesi çoğu sivil kişinin nezdinde…
Ama sizlerin de başına mesleki komiklikler gelmiyor mu kuzucuklar? Aslında adliyede işiniz gücünüz olmadan…
- Saat kaç olmuş?
- Sekizi on geçiyor… O zaman, dokuzu da on geçebilir.
- Bence de. Hadi daha uyuyalım.
…
- Saat dokuz buçuk olmuş, sınava az kaldı, kalksak mı?
- Ya işte onda kalkıp duş alırım, ertele sen ya bir yarım saat daha uyuruz.
…
- Saatin kaç olduğundan haberin var mı?
- Ha hala o sınava gireceğimizden ümidi kesmedik yani?
***
Siz siz olun, ertesi gün sınav...
Sevimli şeylerin pastel renklerinde ama solgun fotoğraflarını paylaşan bir Tumblr hesabını takip ediyorum, yemin ederim niye takip ettiğimi bilmiyorum. Yani ne bileyim gerçekten hoşuma bile gitmiyor, elim unfollow’a da gitmiyor, içimde nasıl bir “sevimli kız olma” uktesi varsa artık.
Önceki hayatımda ya Fransız’dım ya da veba salgınında öldüm (bunda hangi milliyetten olduğumdan emin değilim.)
Evde bira kalmış zannediyordum. Çerez kalmışsa kesin bira kalmış olmalıydı. Bira bitmiş çerez artmış, dünyanın sonu gelecek hakikaten.
Pazartesi gecesi sabahın beş buçuğuna kadar (hatta öğleden sonra üçten sabahın beş buçuğuna kadar) kahkahalar attım. Dün gece çok normaldi. Bu gece de çok ağlayacağım hissi geldiğinden yalnız kalmamak için eve bir arkadaşımı çağırdım. Manik depresyon?
Yok ya havadan, mevsimden.
Dünden sonra hala birbirimizden nefret etmiyorduk, sınavdan sonra hala sigara içiyorduk ve hala alkole ılımlı bir bakış açısı sergiliyorduk ya, mümkünatı yoktu ama öyle.
18 yaşımdan beri Corpse Bride’ın, 19 yaşımdan beri de Rajaz’ın bende çok önemli yerleri var ve neredeyse birer ikişer yıllık periyodlarla kimi tesadüflerle kendi önemlerini hatırlatıyorlar. Teşekkürler Tim, teşekkürler Andy.
8 tags
Çok sevgili 9Gaggerlar, arkadaşlarım, bir şeyler bir şeyler. Hadi içimden geldi size muhteşem aşkın nasıl bir şeye benzediğini anlatayım.
İlk gördüğünüz anda dikkatinizi çeken ama bir şekilde uzun süre sohbet etme şansı bulamadığınız biriyle yaşayacak olabilirsiniz bunu. Hani kafanızda uzun uzadıya canlandırdığınız olası tanışma senaryoları gerçekleşmeyebilir, uzun süredir hoşlandığınız başka...
“ çok sevindim anlatamam hatta “dilerim de gömer hepimizi” dicektim nerdeyse öyle sevindim yani bian saçmaladım resmen töööbe :/:)”
Ağzını burnunu yediğim eski ev arkadaşım, şu hayatta edindiğim en iyi arkadaşımın, babamın hastalığının ve ilk kemoterapi seansının gayet iyi gidiyor ve gitmiş olmasıyla ilgili yorumu. Hepimizi gömsün tabii ya, nedir, ne olacak yani, ölürüz...
The Fairest of the Season ile Perfect Day’in birbirine çok yakıştığını düşündüm az önce ve ampülün tınn sesi ardından geldi.
(Çok Büyük Konuşmak: Bir gün benim yazdığım bir şarkı için de böyle şeyler söyleyecekler.)
İki gündür boş kaldığım her dakika “Objects in the view of mirror may appear closer than they are” ve “Let me sleep on it! Baby baby let me sleep on it!” diye mırıldanıyorum, acaba Meat Loaf ölecek falan mı? (OHA.)
Facebook Timeline gösterdi ki koskoca bir 2007 yılımı Les Devins ile yemişim. Yemişim böyle, afiyetle.
Belki arkadaş bile oluruz fikriyle çok sevecen yaklaştığım, yaşıtım bir icra memuresi vardı. Ben nedense çok seviyordum kızı, bugün onun benden tiksindiğini fark ettim, resmen “Öl ya,” bakışıyla yaptı işlerimi, sorularımı tükürür gibi cevapladı falan. Nedenini anlayana kadar çok düşündüm, sonra fark ettim ki o icra memuresi, muhtemelen iki yıllık Adalet Meslek Yüksekokulundan mezun,...
luna☾: Since the start of 2011 I've: →
Reblog and cross off what you’ve done:
Gotten a new piercing.
Dyed my hair.
Ended a relationship.
Started a new relationship.
Been on a long car/bus journey.
Passed an exam.
Met someone who’s now an important part of my life.
Cried on someone’s shoulder.
Had a massive fight with a boy/girl.
Received flowers.
Had a Valentine.
Written a letter using pen & paper.
Gone to see a...
Albert Camus romanı Veba ile Jose Saramago romanı Körlük, bana aynı duyguları hissettiriyor. Patrick Suskind’in Koku’suyla Michel del Castillo’nun Gitar’ının aynı şeyleri hissettirdiği gibi. Romanlar da birbirinin ruh ikizi olabiliyor. Hatta bu biraz alakasız ama ben Delifişek ile Çavdar Tarlasında Çocuklar’ın da iyi bir “ikili” olduğunu düşünüyorum,...
Sabah bile bile lades dedim. Dışarı çıkarken yağmur yağdığını biliyordum. Gün ağarmadan dışarı çıkıyorum zaten otobüse boş olduğu saatte binebilmek için. Karanlıkta yağmurdan çok ıslansam da kimse beni görmez, ofiste de radyatörü dibime çeker kururum diye düşündüm ve şemsiyeyi aramakla vakit kaybedemeden, sadece yağmurlukla çıktım. Çünkü görüntü, vakit tasarrufu falan, bunların hepsi üşümekten...
Bir gece izleyecek ve okuyacak onlarca eserin arasından The Breakfast Club’ı seçmiştim, tamamen tesadüfen, tamamen eğlencesine. O gece o filmi izlemekten daha mantıklı hiçbir şey yapmadım şu hayatta.
Bembeyaz bir Word sayfasının karşısında abartmıyorum en aşağı yirmi dakikadır oturuyorum. Ne gerek var, sikerler.
Babamın odasında bir Anthony Quinn’e, bir de George Harrison’a çok benzeyen iki hasta vardı taburcu olduğu dönemde. “Anthony Quinn” Ali Amca’yla babam kırk iki gün boyunca aynı odada kalmışlardı hatta, ilk girişinden beri oda arkadaşıydı. Hayatımda o kadar kibar, kültürlü, karizmatik, duygulu bir insan daha görmemiş olabilirim, her hareketi, gülümseyişi aklımda....
- Ah, şey, merhaba, rahatsız ediyorum kusura bakmayın, ben alt kat komşunuzum...
- Selam. ^_^
- ^_^ Ya şey için rahatsız ediyordum...
- Aa lütfen, rica ederim.
- Ben iki üç aydır çalışıyorum, kedim de yalnız kalmaya pek alışkın değildi, özellikle son bir aydır eve çok az uğrayabiliyorum, birtakım sağlık problemlerimiz falan da oldu da...
- Geçmiş olsun, önemli bir şey mi?
- Teşekkürler, sorun şu ki, kedim epey miyavlıyor olabilir, ben yokken neler yapıyor bilmiyorum ama bazen eve geldiğimde sesi ağlamaktan kısılmış oluyor, beni çok arıyor ben yokken, sizi de çok rahatsız ediyordur eminim, lütfen kusura bakmayın demek için uğramıştım ben.
- Rica ederim yahu, olur mu? Kedinizin olduğunu bile yeni öğreniyorum biliyor musunuz hahaha, üstelik çok severim ben kedileri, hiç rahatsız olmam, ya uzun süre eve gelmeyecekseniz falan da bakarım yani hiç sorun değil. Lütfen, size de çok geçmiş olsun tekrardan.
- Anlayışınız için çok teşekkür ederim ya, iyi akşamlar.
- Size de. ^_^
- ^_^
Bu üstteki diyalog, üst katımdaki kızlı erkekli öğrenci evindeki kızlardan birisiyle gerçekleştirildi, yarım saat kadar önce. Öğrenci apartmanında yaşıyorum, stüdyo dairelerden oluşan bir apartmanda. Şimdi de bir aile apartmanında yaşıyor olsam, herhangi bir büyükle oluşacak bir diyaloğu yazacaktım da, diyaloğa bile gerek kalmazdı, kapıya not bırakırlardı "Kediniz çok ses çıkarıyor," diye, ya da ev sahibi bir gün ben işteyken, hastanedeyken aramış olurdu çoktan "Sevil, canım, komşuların şikayet ediyor, iyi niyet göstermiştim hayvan konusunda ama fikrim değişecek haberin olsun," diye. Yani işte, öğrencilerin yaşadığı yerlerin gerçekten daha modern olduğu konusunda su götürmez gerçekler var, diyalog kurulabiliyor, birbirimize gözkulak oluyoruz, evlere giren çıkan sonuçta bize girip çıkmadığı için gerçekten başkasının hayatı umrumuzda değil. Ha bir keresinde de sabahın YEDİYE ON KALASINDA yanlışlıkla yan dairenin ziline dokundum, yan dairemde de yalnız başına yaşayan bir erkek öğrenci oturuyor. Çocuk gözlerini açamadan kapıyı açtı merakla, ben özürlerden özür beğenmeye çalışırken "Ya lütfen kusura bakma, çok özür dilerim, yanlışlıkla zile yaslandım botumu giyerken, çok afedersin, uyandırdım bu saatte..." diye, "Ya önemi yok, ben sabah olduğunu fark etmemişim de gecenin bir yarısı sana bir şey falan oldu, acil bir şeye ihtiyacın oldu falan diye düşünüp korktum karşımda görünce, iyisin di mi?" diye sordu yahu. İnsanlarla birlikte yaşıyorum burada, bir süre sonra Bornova'ya taşınacağımı düşündükçe hem heyecanlanıyorum, "Lan, sonuçta Bornova, ne zaman istesem dışarı çıkabilirim, burada saat dokuzdan sonra her yer sessiz ama orada ikide, üçte eve dönebilirim, orada hayat daha güzel olacak, sevgilimin evine yakın olacağım, ofise yakın olacağım..." diye ama muhtemelen ailelerin olduğu bir apartmanda "Bu çocukla bu kız birlikte mi yaşıyorlarmış? Çocuk çok sık gelip gidiyor, genelde de gitmiyor, ayol kedileri de var ev nasıl pistir kesin, kedi ses de çıkarır şimdi, ayy..." düşünceleri gırla gidecek diye de içim içimi yiyor. Burada kendimi güvende hissediyorum.
Ortamdaki bereli kız karizmasını aslında saçlarımı düzgün toplayamadığım için kazanmayı istemezdim. AMA TOPLAYAMADIM. (Açık da bırakamadım, modern dünya, çok zorlayıcı bir yer.)
Her geçen gün özgürlüğümün kademesi biraz daha artıyor, kendi paramı kazanmaya başlayıp yaşım ilerledikçe eskilerden beri devam eden erkek arkadaş/aile konusundaki özgürlüğümün sınırları genişliyor. Her zaman sevgililerimle ilgili sorunlarımı da, mutluluğumu da paylaşabildiğim bir ailem vardı zaten. Ancak “erkek arkadaşta kalma, erkek arkadaşın benim evimde kalması” isimli bir...
Cehaletin ve kültürsüzlüğün nasıl da prim yaptığı tescillendi. Olmamışlık ve yapmacıklığın iticiliği de.
Muhteşem Yüzyıl’da Arvi diye karakter mi var? R-V?
Edit: Armin’miş ya.